Tüm Dertleri Unutun!

© Ioni Lazarov, Bulgaristan Go Derneği

“Oyun oynarken, başka dünyalara yolculuk yapma yeteneğimizi keşfederiz. Go oynarken ise, mümkün olan en güzel dünyaya yolculuk yaparız”. Ünlü filozof Leibniz’in (1646–1716) Go hakkındaki düşünceleri bu şekildedir. Leibniz tanrının amacını çözmeye çalışan bir filozof olarak, yaşadığımız dünyanın mümkün olan en iyi dünya olduğunu gösterebilmek için bir çaba içindedir. Volter ise (1694–1778) ironik bir şekilde Leibniz’in düşüncelerine karşı çıkar. Sonuç olarak problemimiz büyük oranda çözümsüz kalmaktadır. Aslında, çözülmemiş problemlerle birlikte yaşamak hiç de kötü bir şey değildir. Böylelikle her nesil, bu problemleri kendi yaklaşımlarıyla çözmeye çalışacak ve onlara yeni boyutlar kazandıracaktır. İşte bizi düşünmeye iten şeylerden biri de “mantık oyunları”dır ve bu oyunların en güzeli, Leibniz’in bizzat ipucu verdiği üzere üzere, Go değil midir[1]?

Oyunlar sosyal bir varlık olan insan için hayati değer taşır. Öyle ki Hollandalı filozof Huizinga, homo ludens – “oyuncu insan” terimini geliştirmiştir. Huizinga, aynı adlı kitabında, oyunların ve oyun sürecinin, kültürün ve medeniyetlerin köklerine dayandığını ikna edici bir biçimde gösterir. Burada matematikçi Martin Gardner’in sözlerine değinmek gerekir: “Bu oyunlar medeniyetin kendisi kadar eski ve kelebeklerin kanatları kadar çeşitlidir. Eğer, yakın zamana kadar mantık oyunlarının ‘dinlenmek’ ve zihni zinde tutmak için kullanıldığını düşünürsek, insanlığın bu oyunlar üzerine ne kadar çok zihinsel enerji yüklediğini anlayabiliriz.” Burada mantık oyunlarının akli pratiğinin ne kadar önemli olduğunu görebiliriz.

   Oyunlar, “gerçeklikten kaçma”dan meditasyona kadar geniş bir çerçevede ele alınabilir. Başka deyişle, oyun oynarken, bir yolculuğa çıkar ve kendimizi başka dünyalarda buluruz. Bu teori bize Go’da bu kadar çok seviye olmasının tesadüf olmadığını gösterir. Seviyeler oyuncuları seyahat ettikleri farklı dünyaları simgeler. Neyse ki her şey kişinin seçtiği oyun ve oynama şekline bağlıdır. Buraya şu atasözü çok uygun düşmektedir: “Bana hangi oyunu oynadığını söyle, ben de sana nasıl birisi olduğunu söyleyeyim.” Elbette unutmamalıdır ki, tüm oyunlar karşılaştırılamayacak kadar farklıdır ve her oyunun kendi tılsımı vardır.

“Mantık oyunları”nın düşünmenin ve karar verme sanatının gelişimine yardımcı olduğuna değinmiştim. Ama Go’da bundan fazlası vardır. Go’da mantığın yanı sıra sezgiler de önemlidir. Mantığın bittiği yerde sezgiler devreye girer. Sezgileri geliştirmenin bir yolu ise sessizlik ve düşünmeme tekniğidir. (Go’nun isimlerinden biri de şudan– sessiz iletişim’dir.):

            “Bir rahip Ye-Shan’a sorar:

  • ‘Bir insan, benliğiyle tamamen bir olduğu zaman ne düşünür?’

            Usta cevap verir:

  • ‘Düşünmemeyi düşünür.’
  • ‘Bir insan düşünmemeyi nasıl düşünür ki?’ diye tekrar sorar rahip

            —Aklını o işe vermeyerek’ şeklinde yanıtlar usta.”

Go’nun eş anlamlısı haline gelen “tüm dertleri unutun” deyişi, Çinli tarihçi Ban-Gu[2] (32–92)’nun “Go’nun Ruhu” adlı incelemesinden gelmektedir. Bu eserde ayrıca şöyle denmektedir: “Go oynamanın güzelliğini düşünürsek, akıllıca bir yöntemle çalışırsanız, öyle bir seviyeye gelirsiniz ki, yemek yemeyi bile unutursunuz, o denli mutlu olursunuz ki tüm endişe ve acılarınızı unutursunuz. Eğer böyle akıllıca bir tutuma sahipseniz, Go sizin için doğru olan şeydir ve tüm çabalarınızın karşılığını alırsınız çünkü bu Konfüçyüs’ün kendi hakkındaki düşüncesidir.” Ban-Gu, Konfüçyüs’ün (551–479) “Öğretiler ve Muhakemeler” eserinde kendi davranışları hakkında yaptığı şu açıklamasını ima etmektedir:“…çalışma ve araştırmalarında o kadar hırslı ki, yemek aklına bile gelmez; o kadar keyifli ve mutludur ki tüm dertlerini ve yaşlılık belirtilerini unutur.”

            Yukarıdaki alıntı ve Ban-Gu’nun tüm eseri, Evrenin Bir Modellemesi olan Go’nun araştırmacı doğasını ve böyle engin bir araştırma içine girmenin verdiği zevki muazzam bir şekilde ortaya koymaktadır. Ama şimdilik o kadar yüksekten uçmayalım. Woody Allen’ın dediği gibi: “İnsanların, henüz Chinatown’da yollarını bulmakta zorlanırken, Evren’in sırrını çözmeyi arzulamaları beni çok etkiliyor.”

Cho Chikun, “Go’ya Giriş” adlı eserinde, Go oynarken erişilebilecek konsantrasyonun derinliğine dikkat çekiyor. Ünlü Çinli doktor Hua To (141–208) tarafından yapılmış bir ameliyat buna güzel bir örnektir. Hua To, “Üç Krallığın Aşk Hikayesi”nden tarihi bir kahraman olan General Kuan Yu’nun omzunu ameliyat etmekte, bir yandan da Go oynamaktadır. General de ağrı kesici olarak Go oynamaktadır.

Go üzerine yapılan diğer Çin eserlerine değinecek olursak şu eserleri sayabiliriz: “Tüm Harikalara Açılan Kapı”, “Barışçı ve Eğlenceli Oyun koleksiyonu”, “Gizemli ve Şaşırtıcı Go Kılavuzu”, “Go Methiyesi”. Sadece Tan döneminde (618 – 907) Go üzerine tam 35 şiir yazılmıştır. O çağda Budizm, Taoizm ve Konfüçyüsçülüğü [3] harmanlayan Çin, bilim ve kültürde dünyanın lider ülkesiydi.

Geçmişte, Go oyuncularının umursamaz görüntülerinden ötürü, Go birçok kez Konfüçyüs bilginlerinin hedefi hâline gelmişti. Bu saldırılar haksız olabildiği gibi haklı oldukları yerler de vardı. Bu bilginlerden Wei Yao’nun iddialarından üçü şöyle idi: Go, maddi değerler üretmek için kullanılabilecek vaktin harcanmasına sebep olur; Go ülkede kaosa ve istikrarsızlığa yol açar; oyuncular Go oynamaya gündüz başlar ve mum ışığında devam eder[4]. Peki, bu eleştirilere nasıl yanıt verebiliriz? İlk olarak, bir toplum sadece maddi değerler üretmek için yaşamaz, insan sadece yemek için yaşayan bir varlık değildir; Go, bütün bir kültürel katmanı taşıyan sembolik ve ritüalistik bir oyundur. Go, kaos ve istikrarsızlığa yol açacak bir araç değil, tam tersine, istikrarlı bir ülkede, düzeni ve istikrarı destekleyecek bir araçtır. Tokugawa Ieyasu bunu Edo döneminde fark etmiş olacak ki, 1603 yılında Ulusal Go Akademisini kurmuştur. Çin’i düşünecek olursak da, Tan dönemini[5] örnek gösterebiliriz. Peki ya hiç kimseye önermediğimiz “rüzgar gibi geçen” oyunlar? Go, medeniyetin icat ettiği diğer oyunlardan farklı olarak, bir zaman öldürme aracı değildir.

Şöyle bir Japon senryusu vardır (ironik ve nükteli şiir türü) [6]:

            “Sadece bir oyun” diyerek,

            Başladılar oynamaya.

                        Evet, dün başlamışlardı…

Go oynayanlar anne-babalarının cenazelerine dahi geç kalabilirler” diyen Japon atasözü nereden gelmektedir? Bu atasözünde bir anti-Konfüçyüs bir alay olsa da, aynı zamanda, burnunun dikine yürüyen, bazı kuralcı Konfüçyüs bilginlerinin eleştirilerine de bir cevap olabilir. Aslında bu deyişin kaynağı, o-şiro go– “saray oyunları”dır. Edo döneminde, her sene Japonya’nın en iyi iki oyuncusu, şogun’un huzurunda bir oyun onarlardı. Oyun ve ilgili törenler bitmeden her iki oyuncunun da kaleden ayrılması kesinlikle yasaktı. Daha sonraları o-şiro go uygulaması kaldırıldı ama bu deyiş Go’ya olan tutkunun bir ifadesi olarak günümüze dek geldi.

Bazı Konfüçyüs[7] bilginleri, oyunları ve özellikle de Go’yu, faydasız[8] gibi göstermeye gayret göstermişlerdir. Ancak bunlara cevap olabilecek, Huang Zu’nun (370 – 300) şöyle bir koanı (paradoks yaratan soru) mevcuttur: “Faydasızlığın faydası nedir?”  Kim bilebilir ki? Benim aklıma iki çözüm geliyor.

Oyun aracılığıyla, rakibimizle bağlantı kurarız ve bu “insanlık hissimizi”-jen (Konfüçyüs’ün oluşturduğu bir kavram)- besler. Jen kanjisi, insan ve iki kanjilerinin birleşiminden oluşmaktadır. Bunun anlamı; bir insan, yalnızca başka bir insanla bağlıysa insandır. Diğer cevabım ise son derece modern: Go oynayarak gerçek hayatta da çok karşılaştığımız “belirsiz durumlarda karar verme sanatı”nı geliştiririz.

            Oyun oynarken, birçok başka problemle karşılaşırız. Bu problemlerle geçmişte karşılaşmış olsak dahi o anki boyutları farklıdır. Anatoly Karpov[9] şöyle der: “Satranç benim hayatım, ancak hayatım yalnızca satrançtan ibaret değil.”. Sembolik ve çağrışımsal bir oyun olan ve zengin bir hayal gücü gerektiren Go’yu iyi oynamak için,  hayatınıza özen göstermek ve ondan[10] ilham verici olan şeyleri almak gerekir. Koreli usta Cho Hunhyun şöyle diyor: “Bence, oyuncu oynadığı her oyunu kazanmaya çalışmak yerine, oynadığı oyunun iyi ve gurur duyabileceği bir oyun olması için her şeyini ortaya koymalıdır. Hayatta, sürekli doğru yolu seçmek için fırsatlarla karşılaşırız. Go’da da aynısı geçerlidir – sizi doğru yola götüren fırsatlar her hamlede mevcuttur. Hayat güzeldir, Go da öyle[11].”

Oynama hali, sadece oyun esnasında değil, bir oyunun öncesinde ve sonrasında oyunu düşünürken de devam eder. Oyuncunun bir Go oyundan önce ve sonra oyunu düşünmesi çok güzel ve tavsiye edilen bir şeydir; hatta bir oyuncunun kusursuzluğa giden yolda önemli bir aşamadır. Ancak burada da mantıklı sınırlar içinde kalmak gerekir. Şu koan bu konuda bize yol gösterici olabilir:

“İki rahip çamurlu bir yolda yürümekteydi. Sağanak bir yağmur yağmaktaydı. Köşeyi dönünce, ipekten bir kimono giymiş, güzel bir kız gördüler. Kız, bir su birikintisini geçemiyordu. Rahiplerden biri kızı çağırdı ve elleriyle çamurlu yolun karşısına kadar taşıdı. Diğer rahip, gece kalacakları tapınağa dönene dek ağzını açmadı, fakat en sonunda, tapınağa geldiklerinde kendisini tutamayıp kızı taşıyan rahibe şu soruyu sordu:

— Biz rahipler kadınlara çok yaklaşmayız. — dedi. Bunun tehlikeli olduğunu biliyorsun, neden öyle bir şey yaptın?

— Ben kızı yolda bıraktım — dedi birinci rahip. — Sen hala onu taşıyor musun?”

Bu yazıda verilen örnekleri birleştiren şeylerden biri zamanın esnekliğiyle olan ilişkidir. Zaman ile aramızda çelişkili bir yarış vardır – sakin bir yerde meditasyon yaparak “kayaların büyümesini seyrettiğiniz” zaman olduğu gibi. Go oynama süreci de “kayaların büyümesini seyretmeye” yani meditasyona benzer.

Go oynarken sonsuz sayıda durumla karşılaşabiliriz – binlerce hayat yaşasak yine de bu durumların hepsiyle karşılaşmayabiliriz. Bu yüzden bazı Go ile ilgili bazı özlü sözlere ihtiyaç duyarız. Örneğin: “Mantıksız bir durumda, mantıksız olan hamle mantıklıdır.”, “Sol tarafa oynamadan önce sağ tarafa oyna.”, “Çoğu zaman, en basit hamle, en iyi hamledir” gibi. Bu prensipler gerçek hayat için de geçerlidir ve bu sözlerin anlamlarını tam olarak idrak edebilmek, Go üzerine akıllıca bir yaklaşımda bulunmanın önemli bir parçasıdır.

            Go oynayın ve problemler düğümünü çözün, ta ki her şey yerine oturuncaya kadar. Daha sonra şu koandaki gerçekliği hissedeceksiniz: “Kar mükemmel değil mi! Kar taneleri başka herhangi bir yere değil de, tam düştüğü yere düşüyor.”

1Leibniz açıkça Go’ya ve Go’nun akıllı insanlar tarafından, insanın yapısını yumuşatmak için yaratıldığı hipotezine atıfta bulunmaktadır.

[2]Aynı zamanda “Han Hanedanının (MÖ 206 – MS 220) Tarihçesi” adlı eserin yazarıdır.

[3]“San Jiao” – “Üç Öğreti”, Han döneminde ortaya çıkan ve resmi olarak kabul edilen, üç dini birleştiren bir ideolojidir.

[4]Başka bir deyişle zamanın pasif ve dengesiz olarak harcanması.

[5]Dao Ge Hong‘a (284 – 363) göre devlet oluşturulmadan önce “her şeyin her şeye karşı”olduğu bir savaş vardı. Bazı popüler efsanelere göre Go’nun icadı devlet organizasyonunun oluşturulmasıya ilgilidir.

[6]William Pinckard, “Some Senryu about Go”, www.kiseido.com

[7]Sürekli Konfüçyusçulara değiniyorum, çünkü bu kişiler Go’nun ciddiyetini ağır şekilde eleştiriyorlar. Fakat birçok Konfüçyüs bilgini bir o kadar duyarlı, tıpkı: Go teorisinin gelişimine önemli katkıları olan Ma Jun (79 – 166), Yan Sun (MÖ 53 – MS 18) ve Ouyang Xiu (1007 – 1072) gibi.

[8] “Eğer Dao’yla alay edilmeseydi, Dao olamazdı.” “Tao Te Ching”den alıntı.

[9]A. Karpov on iki kez dünya şampiyonu olmuş bir satranç ustası. Bu Go makalesinde adı geçiyor çünkü Go ve satrancın gerçekleri arasında çok da fark yok ve kendisi Go oynayabiliyor.

[10]Tarihi “Si Qi” (MÖ 4. YY) yazılarında söylendiği gibi: “İnsanların en akıllıları dikkatle doğayı gözlemliyordu ve gördüklerinden, neleri göremediklerini tahmin ediyorlardı.”

[11] Malinovski’nin ,  “Go ve İnsan Yaşamı” adlı eserinden.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir